Başlık ne anlama geliyor biraz açalım, sonrasında Brüksel ile ilgili bilgileri paylaşalım. Brüksel’de Türk asıllı nüfusun yoğun olduğunu biliyordum ancak bilmediğim buraya yerleşenlerin büyük çoğunluğunun Afyon Emirdağ’lı oluşuydu. Emirdağ ilçesinin nüfusu kaç bilmiyorum ama buradaki Emirdağlıların nüfusu 50 bin civarındaymış. Bu arada kaldığımız otelin sahibi ve resepsiyondaki çalışan da Afyon Emirdağlıydı. Bizim açımızdan büyük avantaj, insan yorgun argın yoldan gelip de kalacağı otelin resepsiyonunda rahatça anlaşabileceği birini görünce boynuna sarılası geliyor.

Etrafı kafe ve restoranlarla çevrili büyük bir meydan Avrupa’da sıklıkla rastladığımız görüntüdür. Brüksel’in şehir merkezi de bu şekilde planlanmış, bana biraz Münih ve Krakow’u anımsattı. Üç kelime ile özetleyecek olsam kompakt, kozmopolit ve dinamik derdim herhalde. Bir turist olarak şehir merkezinden istediğiniz yere rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz, farklı ırklardan, farklı kültürlerden birçok insan görebiliyorsunuz ve bu farklı kültürlerin sokak performanslarına şahit oluyorsunuz. Bir büyük şehirde olmasını beklediğiniz her şeyi daha küçük bir alanda görme ve deneyimleme fırsatınız oluyor burada.

Brüksel’de ne yenir?

 

Brüksel usulü midye

Midye yenmez, geri kalan her şeyi deneyebilirsiniz. Brüksel sokakları köklü, iddialı, şık midye restoranlarıyla dolu. Bu arada midye deyince aklınıza bizim boğazda çubuklarda kızartılmış midye gelmesin, burada midye bizim midye dolma dediğimiz şekilde ancak içinde pirinç yok.   Mönüye bakmadan önce, sokaklarda gezinirken midye porsiyon ve sunumlarının çeşitliliği dikkatimi çekmişti. Biz de bu şehre özel bu yemeği denemek istedik. Beğenip beğenmeyeceğimizi öngöremediğimizden küçük bir porsiyon sipariş ettik. Bence tam bir “either you love it or hate it” durumu yani ya seversin ya da nefret edersin. İkisinin ortası yok, biz nefret eden tarafta kaldık. Meraklısı, seveni, yerken “aman ne lezzetliymiş” diyeni var mı derseniz var. Sonuç olarak,  midye sever biriyseniz az da olsa bir deneyin derim, bakarsınız siz seven tarafta kalırsınız.

 Çikolata

Brüksel’in simgesi işeyen çocuk

Güney Amerikalılar olmasaydı ne olacaktı bu dünyanın hali? Kakaonun Güney Amerika’dan Avrupa’ya getirilmesinden bahsediyorum. Evet ilk Güney Amerika’da yetişti ancak kıta Avrupa’sı onu meşhur etti. Belçika çikolatalarıyla ünlü bir ülke, Brüksel’de adım başı bir çikolata dükkanına rastlayabilirsiniz. İçeri girip tadıp beğenirseniz alırsınız, bizim pazarda peynir zeytin tatmamız gibi bir alışveriş biçimi anlayacağınız. Gitmişken hem tadın hem de alın bence.

Brüksel’e bir daha gitmek için  dört sebep

  1. Çikolataları
  2. Sokak performansları
  3. Kompakt bir Avrupa şehri gezme imkânı
  4. Çevre ülkelere yakınlığı (sıkılırsanız atlar Paris’e veya Amsterdam’a gidebilirsiniz)

 

Brüksel’in içinde iki binden fazla bira çeşidi bulunan Delirium birahanesi

 

Şehrin meydanı