Çanakkale Boğazı Yüzme Yarışı 2018

 “Annem, babam geri gelecek diye bir ömür bekledi” diye gözleri dolarak anlatırdı ananem. Çanakkale’ye harbe gitmiş, sonrasında akıbetini hiçbir zaman öğrenememişlerdi. Şehit mi düşmüştü, esir mi düşmüştü, ne olmuştu kimse hiçbir zaman bilemeyecekti. Köyünden olanlar öldüğüne dair bir bilgi getirmemişlerdi, yaşıyor olabilirdi, bir gün çıkıp gelebilirdi, ellerinde şehit olduğuna dair resmi bir kayıt yoktu, ya da o zamanlar o bilgiye ulaşamamışlardı. İşte o yüzden ölünceye dek bir gün çıkıp gelecek diye beklemişlerdi. Kapı her çaldığında “belki gelen O’dur” diye kendi aralarında konuştuklarını anlatırdı. Çanakkale’ye her gidişimde bu hikâye yeniden gündeme gelir, tüylerimiz diken diken olur, bazılarımız açık açık, bazılarımız gizliden ağlardı. 29 Ağustos günü Çanakkale’ye vardığımızda yine bu konuyu konuşurken bulduk kendimizi. Babasız büyümüş ananeme mi ağladım, O’nun annesinin bir ömür bekleyişine mi, yoksa büyük dedemizin gencecik yaşta vatan mücadelesi için hamile eşini bırakıp gitmek zorunda olduğuna mı? Şüphesiz Çanakkale savaşının tamamı hazin hikayelerle dolu ancak insan kendi kanından olan birinin yaşadıkları karşısında daha çok üzülüyor.

 

Yarıştan Bir Gün Önce (29 Ağustos 2018)

Rotary kulübü tarafından yüzücüler için hazırlanmış olan tişört, bone, havlu ve yarış süresi kaydımızı tutmaya yarayan çipimi almak üzere Çanakkale belediyesi sosyal tesislerine gittim. Yine herkeste bir heyecan, mutluluk, birbirlerini belki de yarıştan yarışa gören insanların kucaklaşmaları görülmeye değerdi. Yarışı organize edenler gayet güzel hazırlık yapmışlardı. Her çalışan ayrı ayrı teşekkürü hak ediyor. Bana ayrılan çantayı aldıktan sonra brifing salonuna geçtim. Yetkililer bizlere yarışın tarihçesini ve yıllar içinde nasıl fedakarlıklarla bu yarışı bugünlere taşıdıklarını anlattıktan sonra süreç hakkında bilgi vermeye başladılar. Programa göre sabah 6’dan itibaren Çimenlik Kalesinde toplanılacağı, oradan otobüslerle feribota binip Eceabat’a, yarışın başlangıç noktasına gidileceği hatırlatıldı. 6500 metrelik Eceabat Çimenlik kalesi parkuru (Trakya’dan Anadolu yakasına) yüzücülere görseller eşliğinde anlatıldı. Yüzey akıntılarının başlangıç noktasında hangi yöne doğru olduğu, boğazın ortasına gelindiğinde nasıl seyredeceği, kıyıya yaklaşıldığında nasıl etki edeceği tek tek gösterildi. Açık su deneyimim vardı ama Çanakkale boğazında hiç yüzmemiştim. Söz konusu Çanakkale olunca insan biraz tedirgin olmuyor değil. Güvenlik önlemlerinin alındığını bilmeme rağmen “ya akıntıya kapılırsam” diye düşünmeden edemiyor insan. Zira geçmiş yıllarda bir kadın yüzücünün akıntıya kapılıp Kepez sahilinde bir otelin kıyısına çıktığı (Çimenlik kalesi ile arasında 5 km vardır sanırım), otel görevlilerinin organizasyon yetkilerini aramasıyla kadını bulundukları yerden almaya gittiklerinde yüzücünün oracıkta bornozla beklediğini öğrenmem tedirginliğimi arttırdı.

Toplantı esnasında yarışmacılar arasında engelli yüzücülerin de olduğunu gördüm. 30 Ağustos günü yarışı başarıyla tamamladıklarını gördüğümde böyle bir organizasyonda yer aldıkları için ayrıca mutlu oldum. Kendilerini tebrik ediyorum.

Yarış Günü (30 Ağustos 2018)

Sabah apar topar kahvaltı edip Çimenlik kalesine doğru yola çıktım. Gün henüz ağarmaktaydı. O saatte gördüğüm herkes Çimenlik kalesine doğru yürüyordu. Yolda gördüğüm herkes önceki yarış deneyimlerini birbirlerine anlatıyor, bu yarışta izleyecekleri stratejileri paylaşıyor ve dünkü toplantıda anlatılanları tekrar ediyorlardı. Çimenlik kalesine vardığımda denize doğru yürüdüm, başlangıç noktası olan Eceabat’a doğru baktım, oradan buraya nasıl varacağımı tahayyül ettim. “Zor mu olurdu, parkuru 105 dakika içinde tamamlayabilir miydim” gibi sorular zihnimden akıp giderken otobüslere binin duyurusu geldi. Heyecan başlıyordu. Otobüse bindim, yanına oturduğum bir arkadaşla yarış sürecini konuşmaya başladık. Otobüs feribot iskelesine yanaştı ve artık karşıya geçiyorduk. Otobüsten inip içeride laflamaya devam ettik. Tecrübeliler ilk kez bu yarışa katılanlara nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini anlatıyorlardı. Elimden geldiği kadar herkesi dinlemeye çalıştım. Zira bu benim ilk boğaz deneyimimdi. Kimi hava durgun olduğu için direk varış noktasına doğru yüzülebileceğini söylüyordu, kimi Çanakkale stat ışıklarına yaklaşınca batıya doğru yüzmemiz gerektiğini, ancak bu şekilde yarışı zamanında tamamlayabileceğimiz anlatıyordu. Biz bunları konuşurken feribot Eceabat’a yanaştı. Otobüslere binip başlangıç noktası olan Eceabat plajına doğru yol aldık. İndiğimiz yerde ısınmaya başladık. Şanssızlık bu ya, bir gün önce otelde klimayı açık unuttuğum için sırtımda tutulma hissettim. Bu saatten sonra yapacak bir şey yoktu. O suya girilecek ve yarış tamamlanacaktı. Başlangıç noktasına doğru ilerledim, yarışta birinciliğe oynayanlar en ön sıralarda yerini almıştı. Düdük çaldı ve herkes suya doğru koşmaya başladı. Bir görevli suya girmeden önce yerde serili mavi halıya ayağımız basmamız gerektiği, basmadığımız taktirde ayağımıza takılı çipin yarış süresini kaydedemeyeceğini duyurmaya çalışıyordu. O kargaşa içinde kendimi bir anda denizde buldum. Bu üçüncü açık su deneyimim olduğu için artık daha rahattım, tedirginliklerim geride kaldı, artık sadece yüzüyordum. Bir müddet yüzdükten sonra kafamı kaldırıp telsiz direğini görmeye çalıştım, gördüm ve o istikamete doğru yüzmeye devam ettim. Bir süre daha yüzdükten sonra telsiz direğinin sağında kalan Türk bayrağını kerteriz aldım. Bir yandan yüzüyor bir yandan da ne kadar zaman geçmiş olabileceğini hesaplamaya çalışıyordum. Bir ara durup güneşe doğru bakıp saatin kaç olduğunu anlamaya çalıştım. Herhalde 40 dakika kadar bir süre geçmişti. Yarıştan hemen önce deneyimli bir yüzücü “Dur Yolcu Bilmeden Gelip Bastığın Bu Toprak Bir Devrin Battığı Yerdir” yazısını görünce direk karaya doğru yüzmemiz gerektiğini söylemişti. Bir ara arkama doğru bakıp o yazının neresinde olduğunu anlamaya çalıştım. Çok yaklaşmıştım ama yazı benim baktığım açıdan yatay gözüküyordu. Demek ki biraz daha yolum vardı. Bunun üzerine biraz daha batıya yüzmeye karar verdim. Bunun yanlış bir karar olacağını daha sonra anlayacaktım. Su serinlemeye başlamıştı, akıntıyı hissedebiliyordum, Ege denizi tarafına doğru sürükleniyordum. Akıntı hızımı iyice arttırmıştı. Yine nerede olduğumu anlamak için durduğum bir sırada bir yüzücüyle göz göze geldik; bana “nasıl iyi gidiyor muyuz” diye sordu. Ben de arkada “Dur yolcu” yazısı olduğunu ileride de stat ışıklarını görebildiğimize göre herhalde doğru yoldayızdır diye cevap verdim. Birbirimize başarı dileklerinde bulunarak yüzmeye devam ettik. Bir bilgiyi burada paylaşalım; suyun içinde karayı ve nerede olduğunuzu seçmek oldukça zor, ne kadar nerede olduğunuzu anlamaya çalışsanız da yanılma payınız çok yüksek, bu da karaya yaklaşırken nereden çıkacağınızı anlamanızı zorlaştırıyor. Bir başka deyişle, baktığınız açıdan karaya yaklaştığınızı düşünseniz de varış noktasının tersinde kalabiliyorsunuz. Ben de bu yarışta terste kalanlardan biri oldum. Boğazın ortalarında direk Ege yönüne doğru yüzmem varış noktasının batısında kalmama sebep olmuştu. Kıyıya doğru yüzerken küçük küçük balıklar görmeye başladım ve kısa bir süre sonra kumu gördüm ancak başımı kaldırdığımda Çimenlik kalesinin solda kaldığını fark ettim. Kıyıya çıkabilmek için akıntıya karşı yüzmeye başladım, çok geç olmadan amacıma ulaştım. Bu yarışların en güzel kısmı karaya ayak basmak, düşünsenize Çanakkale boğazını yüzerek geçmişsiniz, muhteşem bir duygu.

Son söz olarak, bütün boğazlar geçilir, Çanakkale geçilmez, ancak biz Türkler tarafından yüzerek geçilir.

Büyük dedem ve tüm şehitlerimize saygı ve rahmetle, ruhları şad olsun.