I amsterdam

 

Öyle bir şehre gideyim ki içinde sanat, kültür, doğa, güzel yemekler, eğlence olsun ve buralara da yürüme mesafesinde olsun istiyorsanız Amsterdam sizin için ideal bir şehir. Onlarca kanal, sanat galerileri, parkları, dünya mutfağı, ve herkesin merak ettiği red  light district ile Amsterdam çok renkli bir şehir. Şehir red light districtten ibaret değil ama şehri gezmeye başlayan birçok insanın ilk merak ettiği yer de bu bölge oluyor. Geçtiğimiz yıllarda Hollanda hükümeti red light bölgesini kapatmayı düşünmüş. Kapatma konusu basında yer alır almaz Amsterdam’a gelen turist oranı yüzde otuz oranında artmış. İnsanlar kapanacak endişesiyle Amsterdam’a akın etmişler. Bu arada red light’ı görmek isteyenlerin çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu gibi bir izlenim varsa, onu da burada düzeltelim, kadınlar red lightı en az erkekler kadar görmek istiyorlar. Hatta bazıları erkeklerden daha çok görmek istiyor bile diyebilirim.

Amsterdam’a ne zaman gidilir?

Benim Amsterdam’ı ikinci ziyaret edişim. İlk seyahatimi Kasım ortası gibi yapmıştım. Hava çok soğuktu, gün içerisinde şehri ağız tadıyla gezebildiğim zaman sınırlı oldu. Ama bu seferki gidişim harika bir zamana denk geldi, Eylül. Hava gündüz gömleklik, akşamsa limonata kıvamındaydı. Mimari tasarımları, kanalları ve parklarıyla güzel olan şehir Eylül güneşiyle tam kartpostallık olmuştu.

Amsterdam’da neler yapılır?

Amsterdam’da bol bol yürünür, bir de rehber eşliğinde  kanal turu yapılır. Bunların dışında ilgi alanlarınıza göre çeşitli müzeleri gezebilirsiniz; Van Gogh ve Rembrandt görülmesi gereken yerlerden. Ben ilk gidişimde Rembrandt müzesini gezmiştim, oldukça beğendim. Orta çağda kullanılan box bed yatak tipini burada öğrendim. O dönemde sırtüstü yatıldığında ölüm tehlikesinin artacağına inanan Avrupalılar, şimdi kullanılan yataklara göre daha kısa, kutu biçiminde bir gardıroba girip uyuyorlarmış. Başları dik biçimde yatınca ölmeyeceklerini düşündüklerinden box bedleri tercih ediyorlarmış. İlgimi çeken bu bilgiyi paylaşmak istedim, gidince siz resimleri zaten görürsünüz.

Hollandalılardaki İngilizce bizde olacak var ya

Amsterdam gördüğüm en barışçıl, en medeni şehirlerden birisi. Şehir düz bir alana kurulu ve neredeyse herkesin bir bisikleti var. Eğitim ve kültür düzeyleri yüksek bir ülke. İngilizceleri mükemmel, bunu ben söylemiyorum, Hollandalıların İngilizce bilgisi tescilli; şöyle ki TOEFL ortalaması en yüksek ülke Hollanda, 120 üzerinden 99 (okuma 24, dinleme 26, konuşma 25 , yazma 24). Kaynak: https://www.ets.org/s/toefl/pdf/94227_unlweb.pdfToplu

Bitişik nizam evler

Amsterdam’ın kendine özgü bir mimarisi var. Bitişik nizam, kahverengi tonlarda, karolaj desenli pencereli, dar girişli binalar. Bina girişi dar, içeriden yukarıya çıkan merdivende iki kişi yan yana geçemez, o derece. Apartman girişlerinin dar oluşunun da bir sebebi var. Eskiden vergiler sokak kapısı büyüklüğüne göre alınıyormuş. İnsanlar da daha az vergi ödemek istediklerinden, sokak kapılarını dar pencereleri geniş yapıyorlarmış. Durum böyle olunca da Hollandalılar eşyalarını apartmanın çatısında bulunan bir makara vasıtasıyla yukarıya taşıyorlar. Salon penceresi tamamen açılabildiğinden eşyalar da içeri rahatlıkla alınabiliyor.

Amsterdam’da ne yenir?

Bu sefer tatlıdan başlayalım. Benim favorim her yerde bulunabilir oluşu ve çoğu yerde de lezzetli yapılması nedeniyle “churros”. Sıcak üzeri tarçınlı ince toz şeker veya nutellalı servis ediliyor. İkisini de denedim, nutellalı olan daha güzel, yok yok, tarçınlı toz şekerli olan daha güzel, hayır hayır nutellalı olan….

Amsterdam sokaklarında yürürken çok yerde Argetinian steakhouse göreceksiniz. Genelde hepsi iyi, yani standartları var. Fiyat performans gayet uygun, üstelik tam bizim damak tadımıza göre.

Yolda atıştırarak yürüyeyim, fazla para harcamayayım diyenler için, heryerde patates kızartması büfeleri var. Dışı çıtır, içi yumuşak, tadı da sıradan bir patates kızartmasından daha güzel, tarif ve tasvir edemiyorum, giderseniz mutlaka yersiniz zaten.

Peynir, peynir ve bir daha peynir;

Fransızlar ne demiş; tereyağı, tereyağı ve yine tereyağı. Evet Fransızlar gerçekten böyle demiş. Bence Hollandalılar da peynir, peynir ve yine peynir demeli. Adım başı peynirci, girip tadıyorsunuz, almazsanız canınız sağ olsun, o dükkân olmasa başka dükkandan alırısınız. Pesto soslusundan tutun da Hindistan cevizlisine kadar, kimyonlu mu ararsınız, sarımsaklı mı, yok yok.  Almadan dönmeyin.

Amsterdam’a bir daha gitmek için 4 neden

 

  1. Kanalların kenarında oturup karolaj desenli pencereli apartman dairesinde ikamet ettiğini hayal etmek. Bir Pazar sabahı pencere kenarında oturmuş gazete okuduğunuzu hayal etmek. Gazeteyi ilk açan siz olmalısınız ama, o kısım önemli.
  2. Mimari estetiğe doymak
  3. Müzeleri gezmek
  4. Steak ve churros yemek