Meis Kaş Yüzme Yarışı 2018

 

13-14 yaşlarındaydım, her yaz olduğu gibi ailece Kumluca’daki köyümüze tatile gitmiş, İstanbul’a dönüş rotasını Ege üzerinden yapmaya karar vermiştik. Kaş’ta kalacağımız otele yerleştikten sonra çıkıp meydanda bulunan balık lokantasında akşam yemeğe çıktık. Denize doğru baktığımda karşı yakada parıldayan ışıkları görüp babama oranın neresi olduğunu sordum. Meis adasını ilk o zaman öğrendim. Çok yakındı, neden bizim adamız değildi de, Yunanlıların adasıydı, o kadar yakın mesafede olan bu adada Türkler yaşıyor muydu, yüzmeye kalkılsa buradan oraya yüzülür müydü gibi sorulara cevaplar eşliğinde yemeğimizi yedik. O akşam Kaş’tan Meis’e yüzebilmeyi istediğimi hatırlıyorum. İleriki zamanlarda bunun hayalini kurdum. 1 Temmuz 2018 Pazar günü bu hayalim gerçek oldu, ancak tam tersi yönde; Meis’ten Kaş’a. Şimdi okuyacağınız seyahat yazısı Meis-Kaş yüzme yarışı hakkında olacak. Tek yön bileti olan bir seyahat.

 Teşekkür

Öncelikle Kaş belediyesine böyle bir yarışı tertip ettiği için teşekkürü borç bilirim. Birtakım noksanlıkları olsa da belediyede çalışan bütün ekip tüm iyi niyetiyle çalıştı. Başta belediye başkanımız Halil Kocaer olmak üzere tüm çalışanlar ellerinden geldiğince katılımcılara yardımcı olmaya gayret gösterdiler.

Yarış Günü

Bir gün öncesinden Kaputaştı, Pataraydı derken kendimi iyice yormuş, gece güzel bir uyku çekmiştim. Normalde sınav veya seyahat öncesi uyku tutmayan bünyem, bu tatlı yorgunlukla hemencecik uykuya dalmıştı. Sabah erkenden kahvaltı edip limana gittim. Benim gibi bu yarışı heyecanla bekleyen, birçoğu geçtiğimiz yıllarda bu yarışa katılmış yüzücülerle sohbet ettim. Nasıl güzel bir ortam, sporun birleştirici, kaynaştırıcı gücü işte. Tam bir kolej havası. İnsanlar centilmen, yardımsever, destekleyici, cesaretlendirici. Belediye çalışanları, emniyet görevlileri sorun çözme odaklı, güler yüzlü.

Meis’teyiz

Kaş limanından tekneye bindik, yarım saat içinde vardık. Rengarenk evlerine sabah güneşi vuran Meis ve lacivert Akdeniz, seyre doyamayacağınız bir manzara.Başlangıç noktasında toplandıktan sonra son hazırlıklarımı yaptım. Nasıl heyecanlıyım. Sonra mı? Bir anda kendimi suda buldum. Durmadan yüzmeye başladım. Önce Meis’in batısına doğru yüzüp, koyun Kaş’a doğru uzanan burnunu kerteriz aldım. Sonra hiç durmadan Türkiye’ye doğru yüzmeye başladım. Yanımdan hızla geçenler biraz moralimi bozsa da hiç durmadım. Kendime belli bir tempo belirleyip, o tempoyu korumaya çalıştım. Yunan karasularından çıkana kadar sadece bir tane Yunan teknesi vardı, ya da ben sadece onu görebildim. Arada arkama doğru bakıp Meis’in nerde kaldığına baktım, rüzgârın beni batıya doğru sürüklediğini görünce aksi istikamete yüzmeye çalıştım, ancak bunun için biraz geç kaldığımı daha sonra anlayacaktım. Yunan karasularıyla Türk karasuları arasında kaldığım noktada ise etrafımda kimse yoktu. Bir an durdum, etrafıma baktım, gökyüzüne baktım, denize baktım, kendime baktım, ne kadar derinde olduğumu tahayyül etmeye çalıştım. Arkamda Meis, önümde Kaş, Akdeniz’in ortasındaydım. Bir sonsuzluk hissi, bir mutluluk, bir çocukluk hayalimin gerçekleşmesi, bir kişisel başarı hikayesi, kelimelerle tarif edemeyeceğim bir mutluluk. O anın çok güzel bir an olacağını o dakika hissettim. Düşünsenize Akdeniz’in ortasında tek başınasınız, ancak filmlerde olur böyle şeyler. Hani bir daha yaşamak isteyeceğiniz anlar vardır ya, işte o an benim için öyle kalacak. Ebediyet hissi, evet evet tam olarak öyle bir his.

Kaş’a doğru yaklaşıyorum

Arada bir kafamı kaldırıp bakıp nerede olduğumu anlamaya çalışırken, uzakta beyaz beyaz evleri gördüm. En sonunda geldim diye seviniyorum, ama henüz çok uzak olduğu belli. Üstelik gördüğüm evler tam olarak Kaş merkez de olmayabilir, ya Kaş’a yakın başka bir yerleşim bölgesini görüyorsam diye düşünüyorum. Yüzmeye devam ediyorum. Kaş’ın doğu kısmına uzanan tepeyi kerteriz alıp iç kısma doğru kat ettikçe içimde Türkiye’ye yaklaşmanın huzurunu yaşıyorum. Ama yol bitmek bilmiyor. Yüz yüz güzel de, artık bir varsam başka bir şey istemiyorum. Tam bunları düşünürken yavru bir caretta carettayı görüyorum, nasıl tatlı, nasıl güzel, nasıl bir harika bir şeysin sen. Bir dakikalığına yarış umurumda değil, nefesimi tutup caretta carettayı izliyorum. Büyüklüğü bir karış kadar var yok. Böyle kanatlarını çırpa çırpa ilerlemeye çalışıyor. Yine kelimelerin yetersiz kaldığı bir an.

Bayrak göründü

Yarışmadan bir gün önce yapılan toplantıda Kaş’a yaklaşınca büyük bir Türk bayrağı göreceğimiz, o istikamete doğru yüzeceğimiz söylenmişti. Kaş koyundan içeri doğru yüzerken Türk bayrağını gördüm, yine büyük bir mutluluk. Bu mutluluğun iki sebebi var, birincisi yarışı tamamlıyor olma hissi, diğeri ise karaya ayak basıp sevdiklerime kavuşuyor olmanın mutluluğu.

Yorgunluğun başladığı dakikalar

Yaklaştığımı biliyorum, Kaş’ı görüyorum, bayrağı görüyorum ama yol bitmek bilmiyor. Yanıma doğru yaklaşan bir kano gördüm. İçinde güler yüzlü bir kadın ve bir erkek bana “su ister misiniz” diye sordu. “Hayır teşekkürler” deyip yüzmeye devam ettim. Tek hedefim bir an önce karaya çıkmaktı. Ağzımın içi tuz çorağına dönmüştü. Susamamıştım ama tuzu ağzımdan, boğazımdan, dilimden atmak istiyordum. Bir an için su içsem mi diye düşündüm ama sonra vazgeçtim. Yüzmeye devam ettim, yüzdüm yüzdüm yüzdüm ve sonunda karadakilerin yüzlerini seçmeye başladım. Bana el sallayan birine karşılık verdim. Kaş’a geliyordum, çocukluk hayalim gerçek oluyordu, varış noktasındaki merdivenden çıkarken çok heyecanlandım. Kaş limanda balık yediğimiz o günü düşündüm, babamı düşündüm, annemi, kardeşimi, çocukluğumu, hayallerimi…