Bir ülkeye gitmeden önce çoğu insan gibi o ülkeyle ilgili seyahat yazılarına, bloglara bir göz atarım. Portekiz’e gitmeden önce yapmış olduğum araştırmalarda, gezginlerin başkent Lizbon’un İstanbul’a benzer oluşu üzerinde birleştiğini gördüm. Ben de yazıma bu benzerlikleri sıralayarak başlamak istedim.

Öncelikle boğaz: Lizbon okyanus kıyısında bir şehir, şehrin ortasındaki haliç bizim İstanbul boğazını andırıyor.

Yeditepeli şehir: Dediklerine göre Lizbon da yedi tepe üzerine kurulmuş. Bildiğim kadarıyla Roma da yedi tepe üzerine kurulu.

Arnavut kaldırımlı dar sokaklar: Bazen kendinizi Fatih veya Fındıkzade’de yürüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz, sonra önünüze öyle bir dik yokuş çıkıyor ki “yok yok burası olsa olsa Üsküdar’dır diyorsunuz”.

Pencerelerde asılı çamaşırlar: Artık İstanbul’da pek sık görmediğimiz bu kurutma biçimi Lizbon’da oldukça yaygın.

Sokak satıcıları: Sokak satıcıları dünyanın her yerinde var. Ancak söz konusu yiyecek içecek olunca Batı Avrupa’da pek öyle seyyar satıcılara rastlamıyorsunuz. Lizbon seyyar yiyecek konusunda İstanbul’dan geri kalmıyor. Özellikle kestaneleri gerçekten çok lezzetli.

İnsanları: İstanbul gibi 77 milletten oluşan bir şehre Lizbonluları benzetemem ancak Portekizliler genel olarak bizim Akdeniz bölgesi insanlarını andırıyor.

Depremleri: Lizbon deprem bölgesinde. Şehirde belirli aralıklarla çok büyük şiddette depremler oluyor.

 

Lizbon’da nasıl gezilir?

Seyahat acentesinden bağımsız olarak gezenlere tavsiyem şehirdeki ücretsiz yürüyüş turlarından birine katılmaları (free walking tour). Genellikle sabah ve öğleden sonra şehrin merkezinden önceden belirlenmiş bir rotayı takip ederek düzenlenen bu turlara adı üzerinde ücretsiz katılabiliyorsunuz. Yürüyüşün sonunda gönlünüzden ne koparsa (5-10 euro) rehbere takdim ediyorsunuz. Benim çok keyif aldığım bir uygulama, farklı ülkelerden gelen insanlarla sosyalleşme imkânı buluyorsunuz, üstelik gayet ekonomik.

Rehberle şehrin önemli noktalarını gezip öğrendikten sonra Lizbon’un meşhur sarı tramvaylarıyla şehri gezebilirsiniz. Bu sarı tramvaylar pratik bir ulaşım aracı olması dışında şehirle bütünleşmiş, Lizbon’un sembolü olmuş.

Lizbon’da ne yenir?

Morina balığı (Cod Fish): Balık, balık ve yine balık. İnanın mübalağa etmiyorum, sabah kahvaltıda bile balık yedim. Önden kalamar, karides güveç sonrasında barbun tava, yanında roka, limondan bahsetmiyorum tabii ki. Portekiz’de balık o kadar bol ki, kahvaltıda yediğimiz açma, poğaçaya bile balık katıyorlar. Hayatta ağzıma sürmem diyebilirsiniz, ben de öyle demiştim gitmeden önce, hiç de fena olmuyormuş.

Nata: Nata için Portekiz milli tatlısı demek yanlış olmaz herhalde. Ben burada yazmasam da giderseniz mutlaka göreceksiniz. Neredeyse her pastane vitrinini süsleyen üzeri kremalı, biraz fırın sütlaç, biraz muhallebiyi andıran bu tatlı kahveyle çok güzel uyum sağlıyor.

 

Porto

Lizbon’un 300 km yukarısında ülkeye isim babalığı yapmış bir şehir Porto. Porto (port) liman anlamına geliyor, Portugal isminin güvenli liman anlamına geldiğini öğrenmiş oldum.

Birçok açıdan Lizbon’a benzese de Porto daha bir Avrupa şehri havasında. Bunu hem kent mimarisinde hem de insanların giyim kuşamlarında fark edebiliyorsunuz.

Porto’ya nasıl gidilir?

Lizbon’dan bir veya iki saatte bir kalkan trenleri tercih edebilirsiniz. Trenleri oldukça konforlu ve hızlı.

Porto’da neler yapılır?

Porto, Atlas okyanusuna açılan Douro nehri ve Gustave Eiffel’in öğrencileri tarafından yapılan metal köprüsü ile pitoresk bir şehir. Hemen hemen bütün binaların üzerinde bulunan mavi seramikler görülmeye değer. Bunun dışında nehir kenarında yürümek, şık lokantalarında balık yemek çok keyifli. Bizim çok fazla vaktimiz olmadığı için şehri iyice gezemedik, onun yerine hop on hop off turist otobüsünü tercih ettik. Porto’yu iyice gezebilmek ve görülmeye değer yerlerini keşfedebilmek için en az üç gece kalmak gerekir.

Bir daha Portekiz’e gitmem için 4 sebep:

  1. Balık yemek
  2. Sarı tramvayların fotoğrafını çekmek
  3. Duoro nehrinin kenarında gün batımını izlemek
  4. Yukarıda bahsetmedim ama güzel bir tavernaya gidip Fado dinlemek