Rumkale  Su Sporları Festivali

Bu yıl ikincisi düzenlenen Gaziantep Rumkale Su Sporları Festivalinde yüzme yarışına katıldım. Festivalin ikinci, yüzme yarışının ise birincisi düzenlendi. Böyle güzel bir etkinliğin ilkine katılarak ve denizi olmayan bir şehre yüzme yarışına giderek tarihe geçtim. Şaka bir yana, orada bulunmaktan ve Güneydoğu Anadolu insanın ev sahipliğinden duyduğum memnuniyeti anlatarak yazıma başlamak istiyorum. Festivale kaydolduğum günden havaalanına gidinceye kadar bizlere olağanüstü gayretle ev sahipliği yapan Gaziantep belediyesi çalışanlarına teşekkür ederim. Festival boyunca nasıl hizmet verdiklerini anlatmadan geçemeyeceğim. Organizasyonun her aşamasında bizleri sms ile bilgilendirdiler. Kalacağımız otel, havaalanı transferleri, yemekler ve daha birçok hizmet Gaziantep belediyesi tarafından karşılandı. Hizmette kusur etmemek için ellerinden geleni yaptılar. Organizasyon yetkililerinin bu ince davranışları örnek olacak nitelikteydi. Güneydoğu insanının ne kadar misafirperver olduğuna bir kez daha şahit oldum.

Dünyada gastronomi sıralamasında dokuzuncu sırada olan Gaziantep’in yemeklerinden biraz bahsettikten sonra yüzme yarışına geçeceğim. Kebap, katmer, baklava, beyran çorbası ve tabii ki mevsiminde yenen taze Antep fıstığı. Hepsi olağanüstü. Gaziantep’te yemek yenecek birçok yer var, ancak herkesin ortak tavsiyesi Metanet lokantası olduğu için biz de orayı tercih ettik.  Yolunuz düşerse beyran çorbası ve katmeri mutlaka deneyin.

Yarıştan bir gün önce

Rumkale Festivali yüzücüleri için Gaziantep’te Erikçe Macera Parkı toplanma ve akreditasyon alanı olarak belirlenmişti. Erikçe parkı Gazianteplilerin spor yapması için ayrılmış ağaçlık bir alan. Oldukça geniş bu park alanı spor yapmak isteyenler için ideal bir yer. Biz de bu alanda yarış öncesi toplantımızı gerçekleştirdik. Toplantıda Türk Spor Vakfı yetkilileri yüzeceğimiz suyla ilgili bilgi verdiler. Hava sıcaklığının 30 derece, su sıcaklığının ise 24 derece civarında olacağı bilgisi verildi. 5000 metre bir mesafeyi yüzeceğimiz hatırlatıldı. Yüzeceğimiz su bir barajdı ve arkadan bize destek olacak bir akıntı yoktu, dolayısıyla zorlu bir yarış olacaktı. İşte tam bu noktada baraj kapaklarının açılacağı ve bu şekilde akıntının bizim daha hızlı yüzmemize yardımcı olacağı bilgisi verildi. Açıkçası bu çok iyi bir haberdi, zira 5000 metre durgun ve tatlı suda yüzmek öyle kolay bir iş değildi. Daha önceki yarışlarda yine 5000 metre yüzmüştüm ancak arkadan gelen akıntı bana destek olmuştu. Burada böyle suni bir etki yapılmazsa işimizin zor olacağını hepimiz biliyorduk. Toplantı bittikten sonra yüzücüler için hazırlanan makarna partisine katıldık. Kebap şehri olan Gaziantep’te makarna yemek aklıma gelecek en son şeydi ama karasal iklimin tesiriyle soğuyan hava iyice karnımı acıktırmış ve iki tepeleme tabak dolusu makarna yememe sebep olmuştu. Çok lezzetliydi, aşçı arkadaşların ellerine sağlık.

Yarış Günü 

Gelelim yüzme yarışına; cumartesi sabah erkenden otelden ayrıldık. Antep fıstığı ağaçlarını izleyerek geçen bir buçuk saatlik yolculuk sonrasında Gaziantep ve Şanlıurfa arasında sınırda kalan Halfeti’ye vardık. Bilmeyenler için, Halfeti baraj inşaatı sırasında sular altında kalmış bir ilçe. Fırat’ın suyu burada toplanmış. Şehrin bir kısım evleri ve cami minaresinin küçük bir bölümü suyun yüzeyinde gözüküyor. Son derece ilginç bir görüntü.

Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra feribota bindik. Başlangıç noktasına doğru yol aldık. Güneş iyice ısıtmaya başlamıştı ve Halfeti altın sarısı rengi ve masmavi sularıyla olağanüstü gözüküyordu. Film sahnelerine özgü bu manzaranın tadını çıkardım. Hafiften esen rüzgâr, güneş, masmavi sular, mistik bir atmosfer. Sular altında kalmış bir şehrin üzerinden geçiyordum, dahası birazdan bu şehrin üzerinde yüzecektim. “İyi ki gelmişim” dedim. İnsan yapmadıklarından pişman olur derler ya, “ya gelmeseydim ya bu güzelliği görmeseydim” diye iç geçirdim. Feribot başlangıç noktasına geldi, artık kulaç atma zamanıydı. Bir müddet bekledik, sonra bir grup teknenin bize doğru yaklaştığını gördük. İçlerinden birinde Gaziantep belediye başkanı Fatma Şahin vardı. Belli ki onun işaretiyle yarış başlayacaktı. Tekne bize doğru yaklaştıkça yüzücüler başkana tezahürat yaptılar. Başkan da yüzücülerin tezahüratlarına kayıtsız kalmadı. Ben burada Gaziantep belediye başkanının özverili çalışmalarını da takdir etmeden geçemeyeceğim. Böyle bir organizasyona ne kadar önem verdiğini her birimize hissettirdi. Bu etkinlikte görev alan herkese hatasız bir organizasyon yapılması talimatı verdiği çok açıktı.  Yazıyı web sitesine yükleyeceğim sıralarda Gaziantep Belediyesinden mesaj geldi. Organizasyonla ilgili yorumlarımızı yazmamızı istiyorlar. İşte bu, “iyi yaptık, biz süperiz” diye böbürlenmek yerine, “önümüzdeki yıllarda nasıl daha iyi yapabiliriz” diye soruyorlar.

 

Yarış Başlıyor

Yarış başkanın borazanı öttürmesiyle başladı. Koşar adım Fırat’ın serin sularına bıraktım kendimi. Su Marmara denizi rengindeydi ne bulanık ne de berrak. Sıcaklık ise limonata kıvamında, hatta mevsime göre sıcak bile sayılırdı.  Tatlı su olması gözlerimin yanmaması açısından iyiydi ancak suyun kaldırma kuvveti oldukça düşük olması tuzlu suya oranla daha çok efor sarf etmeme sebep oluyordu. Yarıştan bir gün önce baraj kapaklarının açılıp arkadan akıntı verileceği söylenmişti ama böyle bir şey yapılmadı. Yarışın hiç de kolay geçmeyeceğini ilk yarım saatte anladım. Yüzüyordum ama sanki hiç ilerleyemiyordum. İlk etapta biraz yorgunluk hissettim, sonra yavaş yavaş açılmaya başladım. Açık su yüzme yarışlarında artık tecrübelenmiştim. İlk yarım saat yorucu geçiyor, ilerleyen zamanlarda hızımı belli bir tempoda tutabiliyordum. Yine aynısı oldu. Belli bir süre sonra kendimi hız sabitleyiciye aldım. Bunu öğrenmek için en az üç yarış geçmesi gerekiyormuş. Hızımı belli bir tempoya getirince kendime güven geldi. O dakikadan itibaren Fırat’ta olmanın keyfini çıkarmaya başladım. Aklımdan Züğürt Ağa, Kibar Feyzo filmlerinin replikleri geçti. Bir ara kendimi Eşkıya filmiyle meşhur olan “Şu Fıratın suyu akar serindir” türküsünü mırıldanırken buldum. Gelgelelim parkur yüz yüz bitmiyordu. Meis Kaş arası yarıştan sonra zorlandığım ikinci yarış bu oldu. Kulaç atmaktan gına geldiği anlar oldu. Acaba kaç saat geçmiştir diye arada bir güneşe baktım. Son zamanlarda yeterince antrenman yapamamış olmam da zorlanmamdaki etkenlerden biri oldu. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi, bir şekilde yarışı tamamladım. Çok iyi bir derece elde etmesem de bize tanınan süre içinde yarışı bitirmeyi başardım. Bu yarışların en güzel kısmı ne biliyor musunuz? Kıyıya çıkıp, madalya almak. Sportif başarılarıma bir yenisini ekledim. Bir madalyam daha oldu, yazı bittikten sonra gidip ona bir kez daha bakacağım.