“Yaşam yeterli değil. Bir tek yaşam yeterli değil benim için. Yeterince gün yok yaşanacak… Yapılacak çok fazla şey ve bir sürü düşünce var. Her günbatımı bana hüzün getirir, çünkü bir gün daha geçip gitmiştir…İtalyan yönetmen Gabriele Salvatores imzalı 1992 yılı yabancı dilde en iyi film dalında Oscar sahibi yapım, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan’ın stratejik bir önem arz etmeyen Meis adasına gönderilen İtalyan askeri birliğin başından geçen olayları anlatmaktadır. Çavuş Nicola Larusso’ya ait yukarıdaki girizgâh ise bu cennet adasına düşen İtalyan birliğin içinde bulunduğu ruh hali ve filmin geneline hakim olan düşünceyi özetlemektedir. Birliği oluşturan askerler olağan halden dolayı askere alınmış ve hemen hepsi ait olduğu birliklere uyum sağlayamadığı için özel olarak bir araya getirilmiş kişilerdir. Birliğin komutanı Teğmen Montini adaya gelinen üçüncü günün ardından, kilisenin mozaiklerini boyamak için kollarını sıvamıştır bile ve Larusso ile tayfası ise zamanın hissettirmeden akıp gittiği bu cennet adasında bir ara aralarına uğrayan Türk dostları Aziz’in azizliğine uğramalarına rağmen onun hediyeleri ile zamanı genişletmenin yolunu bulmuşlardır ve dünyalar güzeli Vasillisa ile geçirilen zamanlar paha biçilemezdir. Film, konu edindiği tarihsel arka planından çok uzak savaşın gölgesinde fakat savaşla ve askerlikle ilgisi olmayan insanların hikayesini Giancarlo Bigazzi’ye ait eşsiz müzikler eşliğinde yansıtmaktadır ve “tüm kaçanlara” adanmıştır.”

 

Yukarıdaki yazı film hafızası web sitesinden Eli Kebudi’ye ait. Mediterraneo filmini çok güzel özetlemiş, ben de noktasına dokunmadan paylaşmak istedim. Meis içinde çok fazla yapılacak bir şey olmayan, kendi halinde, yiyecek içecek arzı anlamında Türkiye’ye bağlı minicik bir ada. Ancak Mediterraneo filmini izleyip de giderseniz, ya da Meis gezisinden sonra filmi izleyecek olursanız, bu küçük adaya farklı anlamlar yükleyebilirsiniz. Benim için öyle oldu, belki sizin de olur, denemeden bilmezseniz. Evet ada küçük ama Kaş’ta bir hafta kadar kalıyorsanız,  hazır schengen vizeniz de vara, o zaman kesinlikle görülmeye değer bir yer Meis. (Kapıda vize de alabiliyorsunuz gerçi).

Kaş limandan bindiğiniz tekne yarım saat içinde Meis’e varıyor. Meis’e yaklaşırken rengarenk Yunan evlerini göreceksiniz, insan bizde niye böyle evler yok diye üzülüyor tabii. Evler öyle ihtişamlı, gösterişli, ya da çok para harcanmış evler değil. Bilakis iki katlı, mütevazı, tek tip ancak farklı renklere boyanmış evler; “basitlik iyidir”. Yani ortada öyle çok paralar harcanmış, farklı olsun diye çok çaba harcanmış bir durum yok. Özen gösterilmiş, zevk sahibi, öngörü sahibi, vizyon sahibi insanların çalışmalarının bir ürünü belli ki.

Adaya ayak bastıktan sonra deniz kıyısında kafe ve restoranların olduğu kıyı boyunca bir sağ uca bir de sol uca yürüdükten sonra ada bitmiş oluyor hissine kapılıyorsunuz. Pek de haksız sayılmazsınız, çünkü esas vakit geçirilecek yer burası. Kıyı boyunca yürürken carettta carettalara rastlayacaksınız, sakın şaşırmayın. Deniz kaplumbağalarına hiç bu kadar yakın olmamıştım, müthiş bir duygu. Özellikle akşam saatlerinde siz balığınızı yerken karada yiyecek bekleyen kedi köpek gibi deniz kıyısında dolanıyorlar. Meis’te deniz kaplumbağası görmek İstanbul’da sokakta kedi görmek gibi olağan bir durum.

Denize girmek için çok fazla plajı yok Meis’in, ancak merkeze yakın ufak bir plaj var, orası yeterli oluyor. Deniz demişken Meis’te esas görülmesi gereken yer Blue Cave. Bu mavi mağaraya gitmek için bir gece Meis’te konaklamak gerekiyor. Konaklamak gerekiyor çünkü buraya sabah erken gidilmesi gerekiyor, sabah gidilmesi gerekiyor çünkü sabah 10’dan sonra deniz yükseldiğinden mağaranın içine girmek imkânsız hale geliyor. Böyle gitmiş gibi anlattığıma bakmayın; benim Meis’te kaldığım gece bir gök gürültüsü, bir yağmur, bir sağanak, sanırsınız ada  haritadan silinecek. Kaldığımız ahşap otelin kasveti, içeri sızan yağmur suları, rüzgârın pencereleri gıcırdatması Meis’te Hollywood korku filmlerine özgü bir atmosfer yaşattı bize. Ertesi gün uyandığımızda adada bizden başka kimse yoktu. Zaten sadece sabahları ve akşamları açan bakkal bile açmamıştı o sabah dükkanını. Tabii ki bizim mavi mağaraya gitme hayalimiz de hayal olarak kalmıştı.

Bu arada yemek yenecek güzel bir yer tavsiye etmek istiyorum. Aslında ada küçük olduğu için gidecek fazla bir yer yok. Bir gece kalacaksanız akşam balık lokantalarından birinde deniz ürünlerinden oluşan güzel bir sofra kurabilirsiniz kendinize. Gündüz için önerim ise, adanın yukarısında yer alan bir lokanta. Akdeniz filmini izleyenler için güzel bir sürpriz olacak bahsettiğim yer. Lokantanın ismi Mediterraneo, adada yukarı doğru çıkan zaten bir tane yol var, o yolu takip edin, yolun sonunda harabeye dönmüş bir binaya rastlayacaksınız, orası  filmdeki manastır işte. Tek katlı, avlusunda yaşlıların bira içip lafladığı, Yunan motiflerine sahip lokantada her şey lezzetli, bana güvenin. Biz üç defa gittik, her gidişimizde de farklı yemekler denedik, hiçbirinde de pişman olmadık. Lokantaya girer girmez filmdeki karakterlerin fotoğraflarını göreceksiniz. Lokantanın sahibi olduğunu düşündüğüm kadın filmde çocuk figüran olarak rol almış. Seti, karakterleri bir de ondan dinliyorsunuz, belki de yemeği lezzetli kılan onun güzel sohbeti. Bu arada büyükannesi de filmde kısa bir rol almış, filmi izleyenler kim olduğunu hemen bulacaklardır.

Gelelim Meis’i benim için anlamlı kılan bir diğer konuya. 1980’li yılların sonlarına doğru her yaz olduğu gibi o yaz da ailece memleketimiz Antalya’ya gitmiştik. İstanbul’a dönüşü Ege’den yapalım diye tutturduk babama, kırmadı bizi. Kumluca’dan çıktık yola, önce Kaş’ta durduk. Kalacağımız oteli ayarladıktan sonra güzel bir balık lokantasına götürmüştü babam bizi. Sonrasında sahilde yanık dondurma yerken karşı kıyıdaki ışıklara bakıp, karşıda ne olduğunu sormuştum babama; O da oranın bir Yunan adası olduğunu, pasaportla gidildiğini, arkadaşları arasında gidenler olduğundan bahsetmişti. “Yüzmeye kalksan yüzülür mü” diye sordum, “yüzülür herhalde” dedi. Ben de o gün bugündür Kaş’tan Meis’e yüzmek istiyorum. Derken geçtiğimiz yıl Kaş belediyesinin düzenlediği Meis Kaş arası yüzme yarışmasına katılmak için müracaatta bulundum, ancak bana en az bir defa açık deniz yüzme deneyimim olması gerektiğini söylediler. Bende de öyle bir belge yoktu, sonrasında da diğer açık deniz yüzme yarışlarına katılma tarihlerinde geç kaldım. (Bu tarz yarışmaların kontenjanları çok çabuk doluyor) Bu hayalimi henüz gerçekleştirebilmiş değilim, ancak bir gün mutlaka diyorum. Bu konuda da kararlıyım.

 

Meis’e bir daha gitmek için 6 neden

  1. Akdeniz lokantasının sahibi kadınla sohbet edip yemek yemek.
  2. Caretta carettalarla yüzmek.
  3. Denize sıfır bir kafede kahve içip Türkiye’yi seyre dalmak.
  4. Renkli Yunan evlerini, kapılarını, kapı tokmaklarını fotoğraflamak.
  5. Adadaki tek bakkalın açık olduğu saati denk getirip alışveriş yapmak.
  6. Kıyıda oturup Meis’ten Kaş’a yüzdüğümü hayal etmek.